21 Mayıs 2017 Pazar

Çocuk Kitabı : Üç Kedi ve Bir Dilek , Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor



Çocuk Kitapları

     Öğretmen olmanın en güzel yanlarından biri de, etrafınızda her daim çocuk kitapları olması. Bu herkes için aynı duyguyu ifade etmeyebilir tabi ama ben her çocuk kitabına denk geldiğimde hemen sanki bunu okumam gerekir diye düşünüyorum. Yaklaşık 4 yıl önce bir öğrencimin elinde gördüğüm Samed Behrengi 'nin Küçük Kara Balık kitabını okuma istediğimle başladı aslında bu sevda. Ve o gün bugündür hep hayatımdalar. Çok hızlı okunması ve bittiğinde kalpte sıcacık duygular bırakması sanırım neden çocuk kitaplarını böylesine sevmemi özetliyor.

    Bu yazımda sizlere iki kitaptan bahsedicem. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ikisi de Sara Şahinkanat'ın yazmış olduğu iki kitap. Aslında okuduğum kitaplar öğrencilerimin de yaşı gereği 5. ve 6. sınıf kitapları fakat bahsedeceklerim 4-7 yaş grubu çocuklar için uygun. Artık çocuk kitaplarının sadece nasihat veriyor olması istenmiyor. Anneler, öğretmenler vs. çocuklarına veya öğrencilerine hayal gücünü geliştiren ve düşüncelerine bambaşka kapılar açan kitapları tercih ediyor.

Üç Kedi ve Bir Dilek:

   Bu kitap gerçek dostluğu anlatıyor. Üç sevimli kedi Piti, Pati ve Pus 'un  hikayesi. Bir akşam Pus yıldız kayması sonucu tutulan dileğin gerçek olduğunu söyleyince başlıyor Pus günlerce uyumadan beklemeye. Yemeden içmeden kesiliyor, sürekli acaba bir yıldız kayar mı diye bekliyor. Piti ve Pati bu duruma çok üzülüyor ve bir çözüm üretiyorlar. Fenerle ve kömür tozuyla sahte yıldız kaymasını gerçekleştiriyorlar ve Pus bu duruma çok sevinip dileğini tutuyor. Meğer o günlerdir uykusuz kaldığı dileği neymiş biliyor musunuz ? Bir ömür Piti, Pati ve Pus 'un dost kalmaları. Bu duyan Piti ve Pati çok mutlu oluyor ve bir ömür mutlu mesut yaşıyorlar. Tam o sırada gerçekten yıldız kaymaz mı :)

  Sara Şahinkanat'ın yazdığı Ayşe İnan Alican'ın resimleriyle renk bulan kitabı her akşam tekrar tekrar okumak isteyeceğine eminim çocuklarınızın. Sert kapağı sayesinde çocukların tutması ve sağlam kalması da kolaylaşıyor. Tavsiye ederim:)



Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor:

    Yine çok keyifle okunası bir kitap. Şiir tadında yazılmış, okurken insanı gülümseten bir yanı var. Kendini olduğu gibi kabullenmek ve potansiyelinin farkını varma konulu. Sevimli ahtapot Nino sekiz kolu olduğu için giyinmeyi hiç sevmiyor ve çok mutsuz. Özellikle de kışın eldiven, kaban giymek onu çok yoruyor. Annesine her gün şikayet ediyor niye ben bir yılan balığı değilim öyle olsaydım giyinmem çok kolay olurdu diye sitemlerde bulunuyor. Bir gün okula giderken normalden fazla olan trafik dikkatini çekiyor ve bir olay olduğunu farkediyor. Yılan balığının yuvası yıkılmak üzere, yolu kapamış, yavruları altında kalabilir. Nino, sekiz kolu sayesinde hiç çekinmeden tüm yumurtaları kurtarıyor. O an çatlayan yumurtalar Nino'ya teşekkür ediyor. Ve artık Nino iyi ki ahtapotum diye seviniyor bu iyiliğe sebep olduğu için. Çünkü kolları olmasaydı balık yumurtalarını kurtaramazdı:)

 
 Resimler Feridun Oral' a ait.


   Kitap, çocuğun en büyük hazinesi, ne büyük güzelliği. İlla çocuk olmak gerekmiyor. Keyifle herkesin okuyacağı ve önerebileceği bu kitaplar için Sara Şahinkanat'a teşekkürü borç biliriz.

Keyifli okumalar ! :)

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Gezi : İĞNEADA - LONGOZ ORMANLARI





                   İĞNEADA - LONGOZ ORMANLARI



            Hani hep aklınızdadır, gitmek isterseniz, fırsat olmaz, ertelenir.. İşte bizde de İğneada hep böyle bir yer olarak kalacak sanırdım ta ki 2017 Nisan ayının son günlerine kadar.

           Hep Bukla Tur ile gitmeyi istemiştik. Orman içinde gezeceğimiz için bolca muhakkak bir rehbere ihtiyaç duyacaktık kaybolmamak adına. En mantıklısı turdu fakat o hafta sonu Bukla Tur İğneada turunu iptal edince, bizim de Ramazan'a kadar tek boşumuz o hafta sonu olunca iş başa düştü ve planlar başladı bende. Tur ile gitmediğimize seviniyorum bir yandan da. Araçla gidince civar köyleri ve Dupnisa Mağarası'nı da görme fırsatı buluyoruz böylelikle..

       Rehberimizin söylediğine göre İğneada'nın ve longozun (subasar orman) en güzel ayı Mayıs'mış. O zaman tüm çiçekler açmış olup longozdaki ağaçların tüm yaprakları da büyüdüğü için bahar kendini çok güzel hissettiriyormuş. Dupnisa Mağarası'sında da yarasalar yumurtlama döneminde oldukları için mağaranın derinliklerine inemedik malesef. 15 Mayıs'tan sonra inilebilinirmiş. Sanırım en güzel zaman mayıs ortaları gibi. Yazın ise çok sinek oluyormuş. O yüzden hiç rahat gezilemiyormuş longoz.

Doğayla iç içe olmak hayata  nefes molası tadında


       Sabah 8 gibi yola çıkıyoruz. İlk durağımız İğneada'ya varmadan Dupnisa mağarası. Yaklaşık 3 saatlik bir yolun sonunda Kırklareli'nde bulunan mağaraya varıyoruz. Yarasaları görmeyi hayal ediyoruz ama malesef göremiyoruz. Çokça tahta merdiveni çıktıktan sonra bol sarkıtlı mağaranın derinliklerine doğru yol alıyoruz. İçerisi serin. Doğa müthiş. Mağarayı gezip civarındaki yeşilliklerin tadını çıkarıp bolca fotoğrafla yeniden yola koyuluyoruz.



          


       Mağaradan çıkınca yaklaşık bir saat sonra 15.00 sularında İğneada'ya varıyoruz. Hava serin. Bahar henüz uğramamış oralara. Epey acıktık.  Önceden yaptığımız araştırmalarda ünlü olduğunu öğrendiğimiz Dobro Doşli Rumeli Köfteci'sinde alıyoruz soluğu. Meydanda hoş, eski bir mekan. Köftesi güzel. Piyazı da sevdik.




Uzaklarda görünmez fener :)


Limanköy'e bayıldık

Bu yemyeşil ev konuk evi ve kitaplıkmış.


      Enerji topladığımıza göre artık gezme vakti. Limanköy sahile feneri görmeye gidiyoruz. Limanköy'ü çok sevdik. Sahilde gezinip fenere karşı manzarayı izleyip, köyün içine doğru yola koyulduk. Liman Restaurant'ta balık yemeliymişiz fakat biz hakkımızı köfteden yana kullandığımızdan restauranın manzarasına bakıp yolumuza devam ettik. İlerledikçe şaşırdık çünkü köyün için harika bir kafeye rastladık. Kafe Limanköy. Biz girsek mi girmesek mi diye düşünürken içeriden bir ses "Gelsenize ne duruyorsunuz ? " diye seslenince girmemek ne mümkün :) içeride Jehan Barbur çalıyor. Nasıl bir atmosfer olduğunu siz hayal edin..  Soba yanıyor, sıcacık.. Kumda Türk kahvesi sipariş verdik. Biraz ısındık. Çok iyi geldi..
     


Bulgaristan'ın Rezovo köyü hemen yanımızda
      Sıradaki yerimiz Bulgaristan'ın dibi Beğendik Köyü. Limanköy ile aralarında yaklaşık 20 dakika var diyebilirim. Hemen sahile indik ve yeşile, doğaya, denize, kumsala hayran olduk. Gün batımına denk geldiğimiz için hava öyle güzeldi ki.. Bulgaristan'ın Rezovo köyü öyle yakın ki. Sahilden görmek mümkün.


















    Güneşi batırdık. İlk gün böylelikle son buldu. Hem biraz üşümüştük hem de yorulduk. Otelimize yerleştik. İğneada Parlak Resort Otel'de konakladık. Genel anlamda memnun kaldık diyebilirim.

Mert Gölü


Yeni gün planında Longoz Ormanlarını rehber eşliğinde gezmek var. Rehberimizi kaldığımız otelden ayarladık. Bu konuda oldukça şanslıydık. Rehberimiz oranın yerlisi olduğu için bizi her konuda bilgilendirdi. 3 saat sürecek serüven saat sabah 11 gibi başlamış bulunuyor. Gitmeden önce Longoz Ormanlarını biraz araştırmanızı tavsiye ederim. Çok bölümden oluşuyor. Mert Gölü ve çevresini ilk gün biraz görme fırsatı bulduğumuzdan tercihimizi orman içi gezmesinden yana kullandık ve Şahin Dere ve Longozunu gezdik. Bol oksijenin içinde zaman zaman engeller aşarak çıtır çıtır yaprak sesleriyle neredeyse üç saat yürüdük. Ruhumuza bir armağandı bu. Mayıs ayında olsaymış bu yürüyüşümüz ağaçlardan gökyüzünü göremezmişiz.





                                          



          
























   Bu güzelliklere veda etmek zor oldu tabi ama epey yorulduk. Ayaklarımız çamur içinde, artık longoza ve İğneada'ya veda vakti. Sıradaki mekanımız ise Kıyıköy. Oradan başka bir zaman daha detaylı bahsedeceğim. Hava biraz kapıyor. Dönüş yolumuza bir sürü ama bir sürü gökkuşağı eşlik ediyor. Biz harika bir hafta sonu yaşamış olmanın mutlululuğuyla İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Böyle ufak aralar yenilenmeye birebir. İstanbula çok uzak olmayan bu destinasyonlar hayatımıza sıkça yer verilmeli diye düşünüyorum. Doğanın daha da canlandığı başka vakit yine gelir miyiz bilinmez ama biz longoz gezimizden büyük keyif aldık ve herkese şiddetle tavsiye ediyoruz. Mutlu tatil planlarınız olsun :)





17 Ocak 2016 Pazar

Mutluluk Postası

                                         

         Selam herkese:) Yoğun ötesi bir hafta tam başlıyor derken, güzel yurdum, Caaanım İstanbul'um kara teslim oldu. Sevgili valimiz de okulları tatil ilan etti. Pek sevindik:)


                                           


       Bu durumu fırsat bilen ben bir yapılacaklar listesi hazırladım. Ajandamı çok sevdiğimi her fırsatta dile getiriyorum ve ısrarla herkesin bir ajandası olması konusunda tavsiyelerde bulunuyorum. İşte tam bu arada çok güzel bi olayla karşılaştım Pinterest'te. Rengarenk, ilham verici cümleler içeren, kısaltmaların, renkli kalemlerin, minik kağıtların kullanıldığı yaratıcı planlayıcılar. Kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Ayın her gününe özel bir fotoğraf paylaşıyorlar instagramda ve bunun adına #bulletjournal diyorlar. Çok sevdim. Ve zaman zaman bende bu paylaşımlara katılmaya karar verdim. Böylece artık ajandam çok renkli ve keyifli olmaya başladı. Sıkıcı görünmüyor. Harika listeler oluşturuyorum. 2016 hedefleri, günlük görevler, 2016 kitapları, mekanları, gezileri..  Bu ne zaman kadar böyle devam edecek bilmiyorum fakat öğrenecek daha çok şey bunu biliyorum:)









          
         Yeni yılın ilk ayı tam gaz geçmeye devam ediyor. Bu zamana kadar nasıl geçti diye düşünüyorum da ;

      Sene 4 günlük tatille başladı. Bolca dinlendik. Nasıl başlarsa öyle gidecek sanırım:)
      
      Bu hafta okullar kapanıyor. 22 Ocak 2016 ' ta yarıyıl tatili başlıyor. Yazılılar, notlar, karne..

      Canım babamın ve canım kardeşimin doğum günleri bu ay. Ceyda'sız ilk doğum günü :(
      
      Düğün hazırlıkları, alınan çeyizler:)
     
      Veeee  Harika planlar, yepyeni hedefler:)




   
             Zaman ne getirir bilinmezmiş. Hayat biz planlar yaparken aslında yaşadıklarımızmış.. Kul kurar, kader gülermiş ...  Mutlu Haftalar.




3 Ocak 2016 Pazar

Çocuk Kitabı: Sakız Sardunya







                       Sakız Sardunya 



    Yeni yılın ilk yazısı ile herkese merhaba:) Bu yılki hayal listemin başında bloğuma daha fazla vakit ayırma sözü var. Umarım bu sözümü fazlasıyla yerine getirebildiğim bir yıl olur. 

    Şu an lapa lapa kar yağıyor. Ve ben ne zaman dışarı çıkmayacak, o günü evde geçirecek olsam o günü aileme, kitaplara ve en çokta kendime vakit ayırarak geçirmeyi seviyorum. Son zamanlarda öyle zor ki insanın KENDINE vakit ayırabilmesi. Kafamız öyle meşgul, öyle yorgunuz ki her daim. Dinlenebilmeyi hayal ettiğimiz günlerde bile telefon, sosyal medya vb. buna izin vermiyor. Ah şunu da öğreneyim, yarın hava kaç dereceymiş, a etkinlik takvimi yollandı mı, derken telefonu elimizden düşürmez oluyoruz. Katkısı büyük belirli ölçüde bu yadsınamaz fakat sınırları çizebilmek zor. 


   Ben aslında başka şeylerden söz edecektim:) Sakız Sardunya.. Bu bir çocuk kitabı. Elif Şafak'ın bizi şaşırtan son kitabı. Böyle bi kitap beklemiyorduk biz okuyucuları olarak ama Elif Şafak hangi türde yazarsa yazsın okunur sevilir okşanır:) 

   Çocuk kitaplarını okumayı hep çok seviyorum. İnsanı yormuyor. Ve hep ama hep mutlu ediyor. Sakız Sardunya da ismini sevmeyen bi kızın hikayesi. Öyle güzel öğütler içeriyor ki kitap, bunu sadece çocuklara değil zaman zaman kendimize de hatırlatmak gerek diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. 

  Sakız Sardunya' nın bu sözü ajandama not edeyim dediklerini bende ettim tabi ki. Sizlerle de paylaşayım: 

      " bazen birinin ne dediğini bilmiyorsan, o konuşmadığı için değil, sen duymadığın içindir. "

      " bakan göze göre her şey değişmekte, kimine göre dev görünen, ötekine cüce. "

        

   Keyifli okumalar herkese. Mutlu seneler:)
   


                         

15 Aralık 2015 Salı

Hayat Renklerle Güzel





                                      ZAMAN 


             Herkese Merhabalar:) Aylar olmuş yazmayalı. Zaman su gibi akıp gitmiş. Zamanı yakalayıp yakalayamadığım ise bir muamma.


                                               


           Günün her anının dolu dolu geçmesi en büyük isteklerimizden. Zamanı doğru kullanmayı düşünmek her zaman onu doğru kullanmanın yollarını bileceğimiz anlamına gelmiyor ne yazık ki..

           Çoğumuz şu cümleyi tekrarlamışızdır. " 24 saat bana yetmiyor. " Öncelikle şunu aklımızdan çıkarmamakta fayda var. Hepimizin bir günde 24 saati var!  Ne eksik ne fazla. Öyleyse bunu en doğru şekliyle kullanmak sadece ve sadece kişinin kendi elinde. O yüzden en birinci kural: Plan Yapmak! Plansız bir gün, boşa geçen bir gün demek bence. Her günümüz böyle geçecek diye bir kaide yok tabi ki. Dilediğimiz gibi yaşamak aslolan. Ama kendi kanaatimce dilediklerimizi gerçekleştirebilmek için kaliteli zaman ancak böyle kazanılıyor. Plan yapmak benim hayatımın bir parçası ve burcumun da en önemli özelliği. Öncelikle en yakındaki kırtasiyeye uğrayıp çok beğendiğiniz bir ajanda satın alın. Ve canınız ne zaman isterse, içinizden ne gelirse yazın. Gördüğünüz bi sergi, konser tarihini, yapılacaklar listesini, merak ettiğiniz bir yeri, okumak veya satın almak istediğiniz kitapların isimlerini not edin. Zaman ilerledikçe bu not ettiğiniz planlar ve hayaller gerçekleştikçe yanına tik koyduğunuzda bunun ne büyük bi keyif olduğunu göreceksiniz.


          Bu aralar benim ajandam çok şirin ve renkli anılarla dolu ve dolmaya devam ediyor. Çünkü Çağla gelin oluyor:) Zamanı en doğru kullanıp, her anına hayallerimizi sığdırabildiğimiz nice günlere..

   


29 Haziran 2015 Pazartesi

Ramazan Postası




                             KOCAMAN BİR GÜLÜCÜK



   Yepyeni bir haftanın ilk gününden herkese selamlar:) Ara ara yağan minik yağmurlar, gök gürültüleri ve zaman zaman gelen toprak kokusu eşliğinde yine bir şeyler yazıyorum ben. Biraz evvel Yonca Tokbaş'ın köşe yazısını okudum. Her okuduğumda beni heyecanlandırır yazıları yine öyle oldu. Kafa tatilinden bahsediyor. Bedenimizin, ruhumuzun ve kalbimizin öyle ihtiyacı var ki böyle bi molaya. Hiç bir şeyi kendimize dert etmeden, huzur dolu ve şikayet etmeyen insanların yanında, sadece içimizden gelenleri yapacağımız bi kaç güne hepimizin ne de çok ihtiyacı var.


   Ben şu aralar ruhunu fazlaca dinlendirenlerdenim. Kafa tatili, gülüşüme, ruhuma, aklıma ve en çokta cildime çok ama çok iyi geldi. Tüm bunlar olurken kendim için gerçekleştirdiğim aktivitelerin gücünü unutmamakta fayda var. Onlar olmasaydı olmazdı:) Bu aşamada hiç yalnız olmadım. En büyük destekçim ise biricik kardeşim Ceyda idi. :)


1) Boyama kitabı: Daha önceki yazılarımda yetişkinler için olan boyama kitabı Esrarengiz Bahçe'yi hemen temin etmeliyim diye bahsetmiştim. Ve rengarenk boya kalemleri de tabi. Ceyda, annem ve ben kendimizi öyle kaptırdık ki boyamaya bu renkli dünya bizi çabucak sardı sarmaladı. İtiraf etmeliyim ki annem çabuk sıkıldı. Biz tam gaz boyamaya devam. Terapi gibi resmen bağımlılık yapıyor. Çok güzel boyayan kişiler var. Araştırmaya da devam tabi bi yandan. Olmazsa olmaz. Bence en kısa sürede kendinize boyama kitabı ve boya kalemleri temin etmelisiniz. Biz söylüyoruz:)



 




2) Salatalık Tohumları: Bahçe işleri hakkında hiç bir zaman bilgi sahibi olmadık. Geçenlerde Ayla teyze üzerinde olmaya yüz tutmuş çilek dolu çilek saksısı verince ve o çileklerin olgunlaştıktan sonra dalından koparıp yediğimiz de tadına doyamayınca heves ettim tabi. Ve salatalık ektim saksıya. Her gün onları suluyorum ve büyümelerini çocuğummuş edası ile keyifle izliyorum. Her gün uyandığımda ilk gittiğim yer salatalık saksılarım oluyor. Ve 4 güne kocaman oldu şekerler:)



Ekim Günü

3. gün

                                                
5. gün


3) Okuma Kitapları: Okunmaya fırsat bulunamayan, hep okumayı istediğim, hediye edilen ne kadar romanım varsa attım çantaya. Buraya gelirken zaten elbiseden çok hobi eşyalarım yer kapladı. Ne doğru bi kararmış hakikaten. Şu 10 güne 4 tane de kitap sığdı. Ceyda ve annem de eşlik ediyorlar tabi. Dönüşümlü olarak bitiriyoruz kitapları amaç okunmadık kitap kalmasın:)

   Satranç - Stefan Zweig
   Küçük Prens ( başucu kitabı )
   Ruhi Mücerret - Murat Menteş
   Kafamda Bir Tuhaflık - Orhan Pamuk ( devam hala )







4) Tatil ve Rota Planları: Bu kısım en sevdiğim. Yapmaktan hiç bıkmadığım en güzel planlar tatil planları. Hiç bıkmam. Kim bıkar ki :) Tavsiyelere açığım güzel insanlar:)


    Ben yazımı bitirine kadar kara bulutlar gitti, güneş açtı, yaz geldi resmen:) Yine içimden geldiği gibi, sakince bir yazı oldu bu. Paylaşmak güzeldir diye düşünerek son vereyim sözlerime. Kafa tatilimiz güzel, keyfimiz çakır, tatil planlarımız bol olsun:) Sağlıcakla..

25 Haziran 2015 Perşembe

Kitap Notları: Ruhi Mücerret





                                    Ruhi Mücerret





Bu kitapta anlatılanların tümü hayal mahsuludur. Umarım asla gerçekleşmezler. [M.M.]

deyince merakla okumaya koyuluyor insan. Ne olabilir ki acaba böyle diye düşündüm ama kitabın son sayfasını da okuyup kapağını kapatığımda gerçekten yazara hak verdim.

Yazar bu kitabında İstiklal Harbinin son gazisi Ruhi Mücerret'in hayatını konu alıyor. Ve Civan Kazanova'nın hayatından da sıkça bahsediyor. 

Murat Menteş'in kitaplarında sığ düşüncelere yer yok. Bazen bi cümleyi defalarca okumanız gerekebilir. Buda size doludizgin bi maceranın içimdeymişsiniz hissi veriyor. kelimeleri öyle konuşturuyor ki bazen yapmış olduğu benzetmelere hayret ediyorsunuz. Çoğu kimse Murat menteşin bu tarzına gerek olup olmadığını düşünse de, biz mi çok kafa yormamaya ve sade cümlelere alıştık diye de sormadan edemiyor insan ? 




Kitabı okurken zaman zaman bundan bi önceki okuduğum roman Alper Canıgüz'ün Cehennem Çiçeği'ndeki ahengi yakaladım diyebilirim. Ve Murat Menteşte bu Kitabı'ndan Alper Canıgüz'ün de ismini vermiş. Şaşırdım görünce. Peşpeşe okuduğumdan mı bilinmez ortak noktalar yakalamadım değil. 


Kitabı okurken sevdiğim cümleleri not ettim. Müzik ve film önerileri de edindim. Bir kaç cümleyi sizlerle paylaşayım.



" İyi bir insan olursan, psikolojik savaşları asla kaybetmezsin! "

"Çocuğunuz iyi bir yetişkin olsun istiyorsanız onu sevindirmeye bakın. " 

"Planladığı şekilde ilerleyen olaylara hayat denmez! "

"Başını omzuma yasladı! Ve evrendeki tüm taşlar yerine oturdu. " 


             


Sakin kafa ve sessiz ortamda okumanızı tavsiye edeceğim macera dolu bi roman Ruhi mücerret. Mutlu okumalar:)